Ana içeriğe atla
Nükleer Tıp

NÜKLEER TIP

Nükleer tıp, radyoaktif elementlerle işaretli kimyasal moleküller ve biyolojik materyaller yardımıyla, insan hastalıklarının tanı ve tedavisi ile uğraşan bir tıp dalıdır.

1896 yılında Fransız kimyacı olan Antoine Henri Becquerel tarafından tanımlandığından beri insanlığın yararı için kullanılmakta olan radyoaktivite, hastalıkların tanı ve tedavisinde her geçen gün artan bir oranda uygulanmakta, başka hiçbir yöntemle sağlanamayacak bilgilerin elde edilmesinin yanı sıra, birçok hastalıkta hasta için son derece kolay ve rahat tedavi olanağı da sunmaktadır.

Klinik nükleer tıp çalışmalarında temel felsefe, hastalığın söz konusu olduğu vücuttaki bir sistem, bir organ veya bir hücre topluluğunda özgül olarak yerleşebilecek radyoaktif bir molekülün hastaya uygulanmasıdır. Bu molekülde bulunan radyoaktif elementin yaydığı radyasyon tipine göre de tanı veya tedavi uygulamalarında kullanılan elementin niteliği değişmektedir. Örneğin, genel olarak ifade etmek gerekirse Gama ve Pozitron ışıması yapan radyoaktif elementler tanı için, Beta (negatron) ve Alfa ışıması yapan radyoaktif elementler tedavi için kullanılır.

Nükleer tıpta kullanılan radyoaktif elementler özel tesislerde üretilir, özel kurallara göre taşınır ve hastaya verilmeden önce özel formüllere göre hazırlanır. Bütün bu süreçte;radyoaktif elementler, bunlarla birleştirilen moleküller ve radyoaktif element ile molekül bileşiğini ifade eden radyofarmasötikler tamamen steril koşullarda hazırlanıp hastaya steril koşullarda verilir.

 

RADYONÜKLİD TEDAVİSİ: Bu yöntem, iyonize radyasyonla sınırlı bir mesafedeki doku ve hücrelerin ışınlanmasına dayanır. Örneğin, hipertiroidizm ve tiroid kanserinde, romatoid artrit, diğer yöntemlere cevap vermeyen lenfoma olaylarında, kemik metastazlarında, ağrının giderilmesinde, bazı nöro-endokrin tümörlerde ve özellikle son zamanlarda artan prostat tedavilerinde ve çok başarılı sonuçlar elde edilir.

 

 

TERANOSTİK: Tanı ve tedavi ajanı olarak aynı molekül, ancak farklı radyonüklid kullanarak uygulanan bireysel tıp yöntemine verilen isimdir. Kişiye özgü tanı ve tedavi üzerinde odaklanan teranostik, geleneksel tıptan çağdaş bireysel / kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımına geçişi sağlamaktadır. Teranostik paradigması, tanı, tedavi ve tedaviye yanıtın izlenmesine olanak tanıyan tek bir ajan oluşturmak hedefi için kullanılmaktadır. Nükleer tıpta yapılan birçok tanı ve tedavi işlemi de teranostik kapsamına girer.Moleküler tanı testlerinin ve hedefe yönelik tedavi ajanlarının birbirine bağımlı ve işbirlikçi bir şekilde geliştirilmesi, özellikle tedavide bir bireyin spesifik hastalık alt tipi ve genetik profiline hedeflenerek tedavinin bireyselleştirilmesine odaklanılması, ilaç geliştirme sürecini kolaylaştırmakta, ilaç etkinliği ve güvenliğinin optimize edilmesini sağlamaktadır. Tanı uygulaması, hastalığın alt tipini, ilerlemesini ve bir hastanın özelliklerini belirlemeye yardımcı olan bir araçtır. Bu bilgi, hastanın tedaviye verdiği yanıtı değerlendirmenin yanı sıra zamanlama, miktar, ilaç tipi ve tedavi prosedürünün seçimi ile ilgili kararların alınmasını da sağlamaktadır.

 

 

TANI UYGULAMALARI: Nükleer tıpta tanı uygulamaları çoğunlukla görüntü elde ederek sağlanmaktadır. Vücut içerisine verilen radyoaktif molekülün, vücuttaki seyahatini, radyoaktif elementin yaydığı ışımayı vücut dışında saptayan aygıtlar kullanılarak görüntüler elde edilir. Ayrıca görüntü olmaksızın sayısal olarak da ölçüm yapılabilir. Tanı amacıyla kullanılan radyoaktif elementlerin insan sağlığına zararı bulunmamaktadır.

Kullanılan radyoaktif doz son derece düşüktür ve belli bir yarı ömürleri olan bu elementlerin aktiviteleri kısa sürede azalmaktadır. Tedavi uygulaması ise sadece Nükleer tıp uzmanları tarafından tedavi gereken hastalara kontrol altında uygulanır.

 

Görüntüsüz Tanı Uygulamaları: Vücut içerisindeki belirli bir hedefe yöneltilmiş radyoaktif maddeler kullanarak, bu maddelerin yaydığı radyoaktivitenin vücut dışından uygun bir cihazla sayılması ile uygulanır. Örneğin, vücuda verilen radyoaktif iyot tiroid bezinde toplanır. Belli süreçlerde tiroid bezi bölgesinden yapılan ölçümlerle bezin, iyot metabolizması hakkında sayısal bilgiler elde etmek mümkündür. Öte yandan vücutta göz ile bulunması çok zor olan birçok dokunun (meme kanseri, paratiroid, kolon kanseri gibi) ameliyatlar sırasında radyoaktif madde ve bunu ölçebilen cihazlar yardımıyla saptanması ve cerraha yol gösterecek uygulamalar da son yıllarda oldukça yaygın hale gelmiştir.
 

Görüntülü Tanı Uygulamaları: Vücut içerisindeki belirli bir hedefe yöneltilmiş radyoaktif maddeler kullanarak vücut dışından kamera sistemleriyle görüntülenmesi işlemidir.

Görüntü oluşturarak yapılacak tanısal uygulamalarda çeşitli aygıtlar kullanmakta ve günümüzde gelişen teknoloji sayesinde aynı anda hastada hem radyoaktif ışımanın tomografisini ve hem de X-ışını ile elde edilen bilgisayarlı tomografiyi içeren görüntüler oluşturulabilmektedir. Kullanılan radyoaktif madde ve görüntüleme aygıtının özelliklerine göre üçe ayrılmaktadır:

1) Planar Görüntü: Çok uygulanan tiroid sintigrafisi, böbrek sintigrafisi, tüm vücut kemik sintigrafisi gibi tetkikler bu tür görüntülemeye örnektir. Planar görüntülemede gama ışını yayan radyoaktif maddelerle gama kamera adı verilen cihazlar kullanılarak iki boyutlu görüntü alınması söz konusudur ve rutin çalışmaların çoğunluğu bu niteliktedir.

2) SPECT (Single Photon Emission Computed Tomography): Vücut içerisindeki radyoaktif madde dağılımının üç boyutlu olarak, bir başka deyişle tomografik olarak görüntülenmesidir. Günümüzde çok sık olarak uygulanan miyokart perfüzyon sintigrafisi (Kalp sintigrafisi), beyin perfüzyon sintigrafisi bu tip çalışmalardır. Planar görüntülemede kullanılan gama ışını yayan maddelerin ve tomografik gama kameraların kullanıldığı bu yöntemde istendiği takdirde kemik, böbrek, akciğer sintigrafilerini de tomografik olarak uygulamak mümkündür.

3) PET (Positron Emission Tomography): Pozitron ışıması yapan radyoaktif moleküller ve özel görüntüleme aygıtları ile yapılan tomografik görüntüleme yöntemine verilen isimdir. Günümüzde radyoaktif şekerin (FDG) vücuda verilmesinden sonra, dağılımının görüntülenmesi en sık yapılan uygulamadır. Kanser dokularının gösterilmesinde halen mevcut en duyarlı yöntem olduğu bilinmektedir.